Gadir-i Hum’un önemi

0

Mehdi Aksu – Araştırmacı Yazar

İmam Rıza (a.s) Medine’den Horasan’a doğru geldiğinde Nişabur halkı günler öncesinden İmam Rıza (a.s) ın Nişabur’dan geçeceğinin haberini almışlar ve imam Rıza (a.s) ın Nişabur’a gireceği gün şehrin meydanında ve sokaklarında toplanmış İmam Rıza (a.s) ı beklemekteydiler. İzdiham halinde toplanan halkın içerisinde birçok ilim ehli bulunmaktaydı. Bu âlimlerin tamamının ellerinde kalem ve kâğıtlar bulunmaktaydı. Onların amacı İmam Rıza (a.s) dan bir cümle ve nasihat duymak ve duyduklarını yazmaktı.

İmam Rıza halkın içerisine geldiği zaman insanlar imam Rıza (a.s) dan bir nasihat istediler. İmam Rıza (a.s) devesinin üzerinde halka dönerek şöyle buyurdu; “Ey insanlar! Ben babam Musa Kazım’dan, O babası Caferi Sadık’dan, O babası Muhammed Bakır’dan, O babası Zeyn-ü abidin’den, O babası Hüseyn’den, O babası Ali’den, O Resulü Ekrem’den, O Cebrail’den (Allah’ın selat ve selamı cümlesinin üzerine olsun) Cebrail de Allah’u Tealadan duymuş: Allah’u Teala şöyle buyuruyor; La ilahe illellah kelimesi benim kalemdir, kim benim kaleme girerse azabımdan emanda olur.”

İmam Rıza bu hadisi buyurduktan sonra halkın çoğunluğu özellikle âlim olanlar şaşırmışlardı. Zira İmam Rıza (a.s) oradaki halka bilmedikleri bir şeyi söylememişti. Çünkü Nişabur halkı yıllar öncesinden İslamı kabul etmiş ve La ilahe illellah demekteydiler. Bu cümle halkı Müslüman olmayan insanların içerisinde söylendiği zaman önem teşkil eder. Ama halkı Müslüman olan halka Müslümanlık kurtuluştur demek insanların dikkatini pek çekmez.

İmam Rıza (a.s) bu cümleyi buyurup birkaç adım attıktan sonra tekrar halka dönerek şöyle buyurdu; “Ancak bunun şartları vardır ve ben o şartlardan birisiyim.”

İmam Rıza (a.s) ikinci cümlesiyle kelam mucizesini göstermişti. Zira insanlara bilmedikleri veya bilip de gaflet ettikleri yahut kabullenmedikleri bir gerçeği hatırlatmış oldu. İmam açıkça şunu buyurmak istiyordu; Yani, ey insanlar, La ilahe illallah kelimesinin Allah’ın kalesi olması bir hakikattir yalnız o keleye girmenin şartları vardır ve bu gün o kaleye girmenin şartı beni ve benim velayetimi kabul etmektir. O gün o kaleye girmenin şartı imam Rıza (a.s) ın velayetini kabul etmekten geçtiği gibi İmam Rıza (a.s) dan önce İmam Musa Kazım (a.s) ondan önce İmam Caferi Sadık (a.s) ondan önce imam Muhammed Bakır (a.s) ondan önce imam Zeyn-ül Abidin (a.s) ondan önce imam Hüseyn (a.s) ondan önce imam (Hasan (a.s) ondan önce imam Ali (a.s) ın velayet ve imametini ve imam Ali (a.s) dan önce de Hz. Peygamber (s.a.a) in risaletini kabul etmekten geçiyordu.

İmam Rıza (a.s) dan sonrada o kaleye girmenin şartı imam Muhammed Taki (a.s) ve sonrasında imam Ali Naki (a.s) ve ondan sonra da imam Hasan Askeri (a.s) ın velayetlerini kabul etmeye bağlıydı. Günümüz dünyasında ise Allah’ın kalesine girmenin şartı İmam Mehdi (a.s) ın velayet ve imametini kabul etmeye bağlıdır. Zira bu zikredilen konum imam Rıza (a.s) ın Nişabur da halka buyurmuş olduğu cümleden açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here